ELVAN ŞİMŞEK / ÇORUM - BHA
Çorum Hitit Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zehra Gencel Efe, “Çocuklar Neden Yalnızlaşıyor? Aile ve Dijital Çağ Uyarısı” başlıklı değerlendirmesinde, günümüz çocuklarının yaşadığı sosyal ve duygusal yalnızlaşmaya dikkat çekti.
ÇOCUKLARIMIZ NEDEN YALNIZLAŞIYOR?
Son günlerde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırıları, hepimizin yüreğinde derin bir iz bıraktı. Bu olaylar; korku, endişe ve öfkeyi beraberinde getirirken, aynı zamanda toplum olarak içine sürüklendiğimiz karamsarlığı da gözler önüne serdi.
Ancak bu tabloyu yalnızca bir “güvenlik sorunu” olarak görmek, meselenin özünü ıskalamak olur. Çünkü yaşananlar, çok daha derin bir toplumsal kırılmaya işaret ediyor.
AİLE: İLK VE EN GÜÇLÜ SIĞINAK
Bir çocuğun hayattaki ilk aidiyet alanı ailesidir.
Aile; sadece barınma ve temel ihtiyaçların karşılandığı bir yer değil, aynı zamanda karakterin, değerlerin ve kimliğin şekillendiği en önemli merkezdir.
Çocuk;
- Kaygı duyduğunda sığındığı limanı,
- Mutluluğunu paylaştığı bahçeyi,
- Doğruyu yanlışı öğrendiği ilk okulu
aile içinde bulur.
Ancak günümüzde yoğun iş temposu ve dijital dünyanın hızına yetişme çabası, aile içi iletişimi zayıflatıyor. Çocuklarla geçirilen zaman azalıyor, nitelikli iletişim yerini yüzeysel ilişkilere bırakıyor.
Bu durum, çocukların kendilerini yalnız hissetmelerine ve farklı aidiyet arayışlarına yönelmelerine neden oluyor.
DİJİTAL DÜNYA: KALABALIK İÇİNDE YALNIZLIK
Teknoloji bağımlılığı, bu süreci hızlandıran en önemli unsurlardan biri.
Çocuklar sosyal medya aracılığıyla sürekli bir etkileşim içinde gibi görünse de aslında derin bir yalnızlık yaşıyor. Sanal ilişkiler, gerçek bağların yerini tutmuyor.
Bu da beraberinde:
- Empati eksikliği
- Öfke kontrol sorunları
- Toplumsal değerlerden uzaklaşma
gibi ciddi sonuçlar doğuruyor.
Üstelik bu tablo sadece çocuklara ait değil…
Ebeveynlerin de dijital dünyada kaybolduğu, çocuklarını ekranlar üzerinden büyütmeye çalıştığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.
DEĞERLERİN AŞINMASI: SESSİZ TEHLİKE
Bir diğer kritik mesele ise çocukların dini, ahlaki ve milli değerlerle bağlarının zayıflamasıdır.
Bu değerler, bireyin sadece inanç dünyasını değil; aynı zamanda ahlaki pusulasını da belirler.
Saygı, merhamet, sorumluluk ve dayanışma gibi kavramlar çocuklukta kazanıldığında, bireyin tüm hayatına yön verir.
Ancak günümüzde...
- Değerlerin itibarsızlaştırılması
- Yanlış rol modellerin öne çıkarılması
- Şiddet ve suç eğilimli figürlerin “güçlü” gösterilmesi
gençler üzerinde ciddi bir etki oluşturuyor.
ÇÖZÜM NEREDE?
Çözüm aslında uzak değil…
1. AİLEDE BAŞLIYOR
Aileler çocuklarıyla sadece denetleyen değil, anlayan ve paylaşan bir iletişim kurmalı.
Çocuğun duygularını ciddiye almak, onu yargılamadan dinlemek en güçlü bağdır.
2. OKULLARDA DEVAM EDİYOR
Eğitim kurumları sadece akademik başarıya değil, değerler eğitimine de odaklanmalı.
Aidiyet duygusu güçlendirilmeden sağlıklı birey yetiştirmek mümkün değildir.
3. TOPLUMSAL PROJELERLE DESTEKLENMELİ
Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları;
- Spor
- Sanat
- Gönüllülük
gibi alanlarda gençleri aktif kılacak projeler üretmelidir.
Çünkü üretmek, paylaşmak ve sorumluluk almak; bireyi topluma bağlar.
SON SÖZ: BİR ÇOCUK, BİR GELECEKTİR!..
Yaşanan bu acı olayları bireysel sapmalar olarak görmek yerine, toplumsal bir uyarı olarak değerlendirmeliyiz.
Güçlü aile bağları, sağlam değerler eğitimi ve kapsayıcı sosyal politikalarla çocuklarımızın yalnızlaşmasının önüne geçebiliriz.
Unutmayalım…
Bir çocuğu kazanmak, aslında geleceği kazanmaktır.